9 Haziran 2012 Cumartesi

Deprem II


“Sonra bir akşam onu gördüm…”
O anı görmeliydiniz. “Onu gördüm”, derkenki ifadesini, alın çizgilerinin gevşeyip, dudak kıvrımlarının ince bir mahcubiyetle gülümsememek için kıvranışını… evet hazır olun baldır-bacak mevzuuna girmekteyiz !
Bir akşam iş nedeniyle büyükçe bir yemek organizasyonuna davet edilmiş. Aslında hiç adeti değilmiş akşamları ev dışında bir yerlerde olmak, ezan saatlerinde namazı geciktirmek. Mümkün mertebe gelen davetleri geri çevirir, mutlaka gitmesi gerekirse 17 yaşındaki kızıyla birlikte gidermiş. Ancak o akşam ne olduysa tek başına o yemeğe gitmiş.
“Basiretim bağlandı sanki” diyor. Reddedememiş daveti.
Sonra onu görmüş…
“Affınıza sığınarak Minaanım, o güne dek gördüğüm Cenab-ı Allah’ın yarattığı en güzel şeydi.”
Çarpılmış ilk görüşte. “Uzun, gür, dalgalı saçları vardı… Kahverengi ama nasıl bir kahrevengi… parlak, sanki alev almış gün batımı gibi beline dökülüyor. Burnunda hızması, yanağında beni, gözleri sürmeli, sanki sene 1970, Türkan Şoray bir filmden çıkmış gelmiş karşımda gamzelerini çıkararak kahkahalarıyla meclisi çınlatıyor…”
(Türkan Şoray’ın gamzeleri yok esasında ama bunu söyleyip de adamın ahengini bozmayım dedim.)
“Tam bir esmer güzeli… Gerçek olamayacak kadar güzel, hayal gibi, rüya gibi bir şey…”
Aşık olmuş ilk görüşte anlayacağınız. Bütün gece gözlerini ondan alamamış.
“Kırmızı, böyle yakası biraz derin bir bluz vardı üzerinde (eliyle oyuk yaka gösteriyor) uzun siyah eteği, topuklu ayakkabıları, allı gülü bir şalı, parlak bir çantası…”
Bu noktada mevzuya biraz uyanır gibi oluyorum. Fileli çorapları da var mıydı diye soracakken yine tutuyorum kendimi. Derken hikayenin gelişi beni pek yanıltmıyor…

O gece kıvranıp duruyor. Yanına gitse bir türlü, gitmeyip birilerine sorsa başka… “Halbuki bizim çevrede çapkınlık hoşgörülür erkekler arasında. Utanmamı gerektirecek bir şey yok ama alışmamışız Minaanım, nasıl olur, nasıl söylerim, bir duyulsa ne ederim?”
Lakin gönül ferman dinlemiyor ve bakışlarını fark eden işbilir bazı personelin de gayretleriyle önce adını öğreniyor afeti devranın, sonra bir buluşma ayarlanıyor. Şöyle şehir merkezine biraz uzak, ıssız, ayak altı olmayan bir çay bahçesinde.
“Önce biraz şüphelendim aslında, fazla rahattı tavırları, hemen bir senli benli olma, hafif argoya kaçan laflar… Ama görmezlikten geldim. Konduramadım, yakıştıramadım…”
Bu noktada bilmem bu hanımcağızın “profesyonel” olduğunun kısa bir süre sonra ortaya çıktığını söylemeye gerek var mı?
Devam etti: 
“Bırak dedim bu işleri. Ben sana bakarım, ev açarım, gül gibi geçinirsin dedim.”
Yanlış anlamayın bu teklifi yaptığında henüz eli eline değmiş değil… Küp gibi aşık, ayakları yere varmıyor, hülyalarda…
Nuh demiş peygamber dememiş, kabul etmemiş kadın. Daha genç, güzelliği dillere destan, adını, namını duyanlar kilometrelerce uzaklardan çıkıp geliyor. Neden tek kişiyle tek gelirle kendimi kısıtlayayım demiş olabilir… Ya da belki bambaşka bir nedeni vardır, kim bilir…
Bir zaman böyle gizli saklı buluşup konuşmuşlar. “Liseli aşıklar gibiydik” diyor. Sonrasında bir terk edilme ve gecesinin gündüzüne karışıp, mecnun gibi kendini ortalığa salma dönemi…
Neyse lafı uzatmayalım, sonunda kadın ne derse ne isterse “peki” diyecek kıvama geliş. Ve kadının “evim” dediği ancak bir randevuevi olan mekana ayak basış… “Onu görmemektense bu hayat tarzına razı oldum Minaanım ama hatayı da tam bu noktada yaptım zannediyorum çünkü bedeli ağır oldu.”

Şekerpare’yi izlemiş miydiniz? Hani Şener Şen oturak alemindeyken deprem olup da ev yıkılıyordu? Daha doğrusu deprem olduğunu zannediyorlardı ama aslında bu amirlerinin mezaliminden bıkıp usanmış personelin hazırladığı bir tuzaktı?
Ayıp olacak gülmeyim diyorum ama…

Adam bir gün iki dirhem bir çekirdek, hayatında ilk kez parfümler sürerek gidiyor eve. Heyecandan buz kesmiş; koynuna girecek!
Kadın deneyimli, işveli, yol yordam biliyor…
Neyse efendim heyecan yatışmasa da olay bir şekilde vuku buluyor ve tam en dramatik (!) anda ortalığı tozu dumana katacak, onlarca binanın yıkılıp, yüzlerce insanın öleceği o deprem gerçekleşiyor ve zaten iki katlı olan malum “ev”in kagir üst katı olduğu gibi yıkılıp yola düşüyor ve giriş kattaki odada yorgansız aşna fişne eden çift 20 saniye içinde anadan üryan şehrin orta yerinde kala kalıyorlar.

“Siz ciddi misiniz” diye sormak oldu ilk tepkim.
“O sırada okul dağılıyor olmasa, hatta saat öğle tatiline değil de mesaiye denk gelse yine bu kadar kıyamet kopmazdı” dedi cevap olarak.
O kadar yürek yakan bir trajedinin ortasında, dedikodu aşkı kendine ne yapıp edip bir alan açıyor ve şehirde bunu duymayan kalmıyor. Ailesi de tabi… Karısı terk ediyor. Çocukları küsüp annelerine arka çıkıyor, iş yerinden ömründe ilk kez hakkında açılan bir soruşturma sonrası disiplin cezası alıyor. Akrabaları “senin cenabetliğinden belki Allah o depremi verdi başımıza” deme raddesine kadar getiriyorlar kınamalarını.
Toparlanıp tayin istiyor ve tek başına buraya taşınıyor. “46 yıl özene bezene kurduğum hayat 20 saniyede alt üst oldu Minaanım.”
Diyeceksiniz ki sana niye geldi?
Travma sonrası stres bozukluğu.
Uyuyamıyor, sürekli deprem olacak korkusuyla eve giremiyor, bir de “aşk acısından hala yüreği yangın yeri gibi”. 

7 yorum:

oytunla hayat dedi ki...

evet aşk hikayesi olarak senaryolaştırmıştım. Ama böyle değill... Nasıl hikayeler yaşatıyoruz aramızda..
İyi ki bu blogu açmışsınız...

m_sude dedi ki...

vay bee! diyebiliyorum sadece....

Levent dedi ki...

hayat işte.sokakta yanımızdan geçen onlarca insanda benzeri bir sürü öykü.bende,sizde,onlarda..Şekerpare ile birlikte gene şener şen'in başrolu oynadığı "aşık oldum" geldi aklıma.Orada da en alengirli yerinde beşinci katın penceresinden atlıyordu :)basında vardı sanırım,o derece yani :)

BilmisCadı dedi ki...

Böyle vaybe bunlarda oluyormu hayatta tadıyla okuyordumki , gözüm kenardaki "YASAL UYARI !

aranızda kurgu ile gerçeği ayırt edemeyenler olabilir. bu bir sorundur ve her sorun gibi kişiseldi" ilişkti :) Ne diyeceğimi bilemedim.Seviyorum ama kaleminizi , emeğinize sağlık

delimine dedi ki...

teşekkür ederim :) kurgu ile gerçeğin sınırını bilememek işin en keyifli kısmı olsa gerek... etik kaygılar nedeniyle ne evet kurgu ne de hayır gerçek diyebiliyor ve kendimi sizlere emanet ediyorum :))

Uyuşuk Hayalperest dedi ki...

Hani denir ya filmin sonunda; süpriz son.. Öyle oldu benim için.

Heidi dedi ki...

çok güzel ya. ama acaba esmer güzeline noldu hehe.
öldü mü yoksa :(