18 Mayıs 2012 Cuma

Cuma


Sizinle paylaşmak istediğim bir e-posta var. Kendisini belki 5-6 yıldır tanıyorum. Bana ilke getirdiklerinde 12-13 yaşlarında sessiz, sakin fakat son raddede öfkeli bir kızdı. Uzun, upuzun sarı saçları, ela rengi gözleri ve solgun, ince bir yüzü vardı. Bir psikoloğun başına pek de sık gelmeyen bir olayın kahramanıdır Rapunzel. İlerleyen zamanlarda öyküsüne daha da vakıf olacaksınız. Kendisinin izni ile burada yayınlıyorum:
“Sevgili Minaanım,
Nereye gitsem içimdeki yalnızlığı ve boşluk duygusunu da yanımda götürüyorum. Bunu bugün bir kez daha anladım. Toronto da tıpkı diğer büyük şehirler gibi bir parçası olabildiğimi hissedemediğim, dışında kaldıkça gözümde daha çok büyüyen insan kalabalığıyla dolu.
“Ya içindesindir zamanın ya da büsbütün dışında.” Ahmet Hamdi yine tek arkadaşım, tek yoldaşım. Ve ben hala zamanın neresindeyim bilmiyorum.
Sizin bana kendimi bir nehir gibi hissedebilmem için söyledikleriniz geliyor aklıma. Karşımda siz tüm yönergeleri verirken ve bana “bir nehir olduğumu” söylerken her şey daha kolaydı. Şimdi dikkatim çok dağılıyor ve gözlerimi kapatıp da bir türlü olmak istediğim gibi bir nehir olamıyorum. Sanki hep kenarlara sıçrayan su damlalarına, akıntıyla sürüklenen balıklara, yosunlara ve taşlara kayıyor dikkatim. O bütünlüğü, bozulmazlığı, kendini bırakışı ve gidişin mutlaka bir yere varışını, tüm bunları bilmeyi, içimde hissetmeyi kendi kendime tekrar oluşturamıyorum zihnimde. Ama ne tuhaf, siz bana daha önce defalarca bunu yaşatmış olduğunuz için sanki gerçek bir anıymış gibi hafızamda izleri duruyor. Yeniden yaşayamıyorum ama hatırlıyorum.
Türkiye’den ayrılmayı, en azından bu kadar uzağa gelmeyi istiyor muydum onu da bilmiyorum bana sorarsanız. Sanki benim kararımmış gibi gösterilerek tüm planlar yine her zamanki gibi yapıldı, rezervasyonlar, okul kayıtları, ev kiralama, hepsi hızlıca gerçekleşti ve kendimi Atlantik üzerinde hızla giden bir uçakta buldum. Tahmin edebileceğiniz gibi kimse benimle gelmedi. Yine kendi başıma, yine kitaplarım, iphone’um, mac’im ve Ahmet Hamdi…
Uyku düzenim halen oturmadı, iştahım bir gelip bir gidiyor ve o şarkıyı hala ortalık sessizken atmosferde usul usul çınlarken duyabiliyorum. Benden başka kimsenin duymayışı çok da önemli değil artık. Sırrımı tuttuğunuz ve beni olabileceklerden koruduğunuz için size ne kadar teşekkür etsem az. İlaçsız ve hastanelerden uzak bir hayat sürdürmek istiyorum. Bunu yapabilirim. Zaman zaman kuşku duysam da, yapabileceğime inanmak istiyorum. Bu bile yeterli demiştiniz; iyi ki demişsiniz… Sevgiler, Rapunzel.”

2 yorum:

birtutamkekik dedi ki...

merrhabalarr:)
nee hoşş ne cici bir sayfa bu böylee..
yazılarınız da çok farklı bir tını var,insanı etkileyen...
:)
emeğinize sağlık..
izliyorum sizi
bende beklerim sayfama,arzu ederseniz tabiki..
kucak dolusu sevgilerimle..
:)

delimine dedi ki...

teşekkürler, sayfanızı ziyaret ettim elinize sağlık :)