31 Mayıs 2012 Perşembe

Bilezik-I


Tam da kadın bedeni üzerinden siyasetin en çirkin hallerine ülkece tanık olurken, izniniz olursa birkaç kelam da ben etmek isterim.
Birkaç yıl önceydi…
O zamanlar bir sosyal sorumluluk projesinde gönüllü olarak Ege Bölgesi’nde sosyokültürel araştırmalar yapan bir ekiple birlikte vaktim oldukça geziyor ve “doğal gözlem” yapıyordum. Orada bulunuşum daha çok “ekipte bir de psikolog var” kabilindendi. Fazlaca bir rolüm yoktu. Ama keyfim çok yerindeydi.
Aydın civarında bir köyde hanımlarla toplanıp hoşbes ediyorduk ki, yaşlıca bir adam yaklaştı yanıma. Belki de yaşlı değildi ve güneşte fazla kalıp bedeniyle çalışmanın sonuçlarından biriydi yüzündeki derin kırışıklıklar… Emin değilim.
“Siz doktormuşsunuz öyle mi kızım?” dedi.
Zor bir andır benim için. Psikologla psikiytrist arasındaki farkı bilmeyen birinin “siz doktor musunuz” sorusu çeldiricidir. Evet desen olmaz; hayır desen açıklayamazsın… Neyse dilim döndüğünce anlattım dünya üzerinde ne işe yaradığımı.
“O da olur” diyip yanıma oturdu.
“Hayırdır amca?” dedim.
Kasketini çıkarıp elinde eğip bükmeye başladı. Gözleri yerde ne diyeceğini, nasıl anlatacağını bulmaya çalışıyor gibiydi.
Bir kızı varmış. 13 yaşında. Annesi tam o sene doğum yaparken öldüğü için okula bir yıl geç vermiş. Doğan bebek de “bana ömür”müş. “Şimdi bir tek bu kızım var bu hayatta benim” derken ağlamaya başladı. Ağlayan erkeğin kadın üzerinde “çıplak karna bıçaklanma” etkisi vardır. Aynen öyle oldu bana da. Zar zor söyledi meramını. “Kızı bu sene okula yollayamadım, gitmek istemedi son aylarda. Evden dışarı çıkmıyor, ağlıyor, soruyorum söylemiyor, sürekli yemek yiyor, ne söylesem tersliyor, zaten terslemediği zamanlarda da hiç konuşmuyor.”
Anladım ne istediğini. Vakit bol… Daha önemli başka işim de yok… “Nerede kızın amca?” dedim. Düştü önüme, evine gittik. Ufak, derme çatma, iki gözlü, beyaz badanalı, önünde tavukların gezdiği, köşesinde nane, maydonoz, domates ekili bir köy evi. Yaz günü kapı pencere açık. İçeri doğru seslendi adam: “Bileziiiik! Misafir var gel!” (Neden ona bilezik dediğimi yazının tamamını okuma sabrı gösterirsiniz öğrenebilirsiniz)
Gelen giden olmadı. Adam birkaç kere daha seslendi, sonra beni içeri buyur etmek zorunda kaldı. “Kusura kalmayın,” diyordu sürekli. İçeri girince yeşil yağlı boya kapısı olan odadan bir kız gözlerini ovuşturarak çıktı. Yüzü gözü, ayakları, elleri kütük gibi şişti. Şişman görünüyordu ama “şişman” kelimesi tam olarak görüntüsünü açıklamıyordu. Bir tuhaflık vardı. Ve bu durum gördüğü anda tuhaflığı x-ray gibi saptayan gözlerimden haliyle kaçmadı.
Oturduk bir tahta masanın maşına. Kızla sohbet etmeye başlarken babası eve gelen misafiri katiyen ikramsız bırakmayacak her Anadolu köylüsü gibi bana ayran yapmaya koyuldu. Sonra ayranı verdi ve “Ben tavukları yemlemeye gideyim” diyerek çıktı.
Kıpkırmızı, kan damlayan yanakları vardı Bilezik’in. Elleri yumuk yumuk, gözleri çakır, pembe bir yazmanın altından örgüleri görülen uzun saçları kızılımsı bir sarıydı. Konuşurken inci gibi bembeyaz, minicik dişleri göründü ve bana ısınıp da gülümsemeye başladığında gözlerinin içi gülen bir kız olduğunu fark ettim. Babasıyla birlikte yaşıyor, küçük bir kadın gibi evin her türlü işini görüyor, okul zamanı babası elini ev işine sürdürmediğinden hep ders çalışıyor, yazın da ırgatlık ediyordu. En azından bu seneye kadar hep öyle olmuştu.
“Babam iyi adamdır amma hiç gonuşuveemez. Yaz kış kasketi başında na şu kapının önünde cigarasını içiverir hep.”
Annesinin acısını unutalı besbelli çok olmuş ama, “Bari kardaşım yaşıyvereydi, şimdi bana şenlik oluverirdi” derken samimiydi.
Bir derdi vardı Bilezik’in. Aslında bunu anlamak için psikolog olmaya gerek yoktu ama madem ki psikologtum daha bir emindim.
Epey bir süre karşılıklı konuşmadan sonra ona yardım etmek istediğimi anladı. Utana sıkıla derdini “diyiverdi.”
-devam edecek-



6 yorum:

oytunla hayat dedi ki...

diğer karıkocayı beklediğim gibi Bilezik'in de bekliyorum sonunu sabırsızlıkla...

KavrukSusam dedi ki...

Hararetle bekliyorum !

shirin serkan dedi ki...

ilgiyle merakla okuduk hikayenin sonunu beklerken aniden kesildi.. :(

Uyuşuk Hayalperest dedi ki...

Başında kürtaj dediniz, eli yüzü şişmiş küçük bir kızla bitti hikaye.
Bekliyorum devamını, İnşaallah düşündüklerimden değildir umuduyla.

Yemekheyecani (Emel) dedi ki...

Merhaba...
Bloglari dolasirken blogunu kesfettim....
cok hosuma gitti ve izlemeye aldim
sende buyur gel cok sevinirim :-))

sevgiler...

anne kaleminden dedi ki...

çok heyecanlı :)