14 Haziran 2012 Perşembe

Aşk eski bir yalan ...


Bu sayfanın seneler önce kapanmış olması gerekmiyor muydu?
Aslında hikaye biraz karışık.
Her aşk hikayesi gibi…
Dikkat edin her ilişki gibi demiyorum; karışık olan aşk çünkü… Sahi kaç kez aşık olabilir insan ömründe?
Delirmiş gibi hızla kendine yol açan tüketim alışkanlıkları ruhumu fena halde yıpratıyor. Her şey çok hızlı oluyor… hızla akıyor… sınıf arkadaşları geziye götürülürken, tokatlanarak sınıfta cezalı bırakılan ve giderken hiçbirinin aklına gelmeyişine içlenen bir çocuk gibiyim. Durmuş seyrediyorum yanağım sızlayarak. Bi gitseler ne biçim ağlayacağım…
Seneler önce hayatımda hiç kimseye olmadığım kadar aşık olduğum biri vardı. Hiç açılamadım. Hislerimi anlamasına fırsat verecek davranışlarda bulunmadım. Bayağı bildiniz gerizekalı gibi hatta ne gerizekalısı karşıdan karşıya geçen mini etekli tombul bacaklı kadına “ah anam aahh!” diye iç geçiren bir dolmuş şoförü gibi senelerce ardından salya akıttım. Ne utanç verici… şimdi hatırlayınca bile kızıyorum kendime.
Bana çok iyi davranırdı, bir araya gelebildiğim ya da konuşmaya fırsat bulduğum nadir anlarda. Zaten genelde nazik ve ince düşünceli biriydi. Ona neden o kadar aşık olduğumu hala zaman zaman düşünürüm. Ve hiç net bir cevap veremem.
Çok imkansız bir aşktı gözümde. Oysa şimdi olsa belki de daha farklı düşünürdüm. Ne bileyim en azından birtakım fettanlıklar efendime söyleyim masum bir postür ardından eşik altı mesajlar göndermeler, hipnotik telkin kalıpları falan, mesleğimin bana sağladığı her türlü beceriyi suistimal etme pahasına gemisini yürüten kaptan olmaya bakardım. Kim bilir belki de severdi beni. Tanısaydı severdi hem, neden sevmesin ki?
Sonra gidip mal gibi nişanlandı kevaşenin tekiyle. Ama tam kevaşeydi görmeliydiniz. Bronzlaşma süsü verdiği basbayağı kayış gibi esmer teniyle platin sarısı saçların bir arada çok çekici göründüğüne inanan ve hatta dibi geldiğinde de seksapeline seksapel katıldığına vehmeden, tahta gibi zayıf, ayağının ikinci parmağı diğerlerinden yaklaşık 3,5 santim uzun olmasına rağmen parmak arası sandaletle gezmekten geri durmayan, kimyasala karşı olduğu için deodorant kullanmayan ve ayrıca da ter kokusunun feromon içerdiğine inanan bir kevaşe!
Nasıl nefret ederdim ondan! Yolda giderken otobüsün altında kaldığını hayal ettiğim olurdu bazen. Ama sonra sakat falan kalır da nişanlısı vicdani bir kararla ömür boyu onu hiç bırakmaz diye ettiğim bedduaları geri alırdım.
Hayatımın aşkı sağ elinin biçimli, ince yüzük parmağına “özel tasarım” altın alyansı geçirince boynumu büküp geri çekildim.
Ama onu hiç unutmadım. Dilim bitti-unuttum dedi ama gönlümden hiç atamadım.
Ve tabi yoluma devam ettim. Bir sevgilim oldu sonrasında. Ona bundan hiç bahsetmedim haliyle. Haliyle diyorum çünkü ne kadar eğitimli, medeniyetten nasibini almış ve aklı başında bir görünüm sergilese de en aptal Türk kızı bile bir Türk erkeğine “eski aşk”lardan bahsedilmemesi gerektiğini bilir. Bilmeyenler de acı bir şekilde daha sonra öğrenir.
Onu da sevmiştim aslında. Bağlıydım ve ilişkimize değer veriyordum. Ve hepinizin az buçuk bildiği gibi bir ilişki sırasında “mazi” genelde kavga dövüş esnasında akla düşer. Bana da öyle oluyordu ama sonra geçiyordu. Yani gerçekten sadıktım aslında. Soyalizasyon sırasında benimsediği değerleri tabiatından aziz tutan her organizma gibi ve o kadar sadıktım.
Bu arada ilk aşkım zaman zaman aklıma gele dursun, devam eden ilişkimde artık evlilik, çocuklar, hangi semtte oturulacağı gibi tamamen kontrolüm dışında cereyan eden konuşmalar vuku bulmaya başlamıştı.
Galiba korktum.
Bu arada ben en iyisi isim vereyim bu adamcağızlara da kafalar karışmasın.
Efendim hayatımın aşkı tabir ettiğim zat Can; ilişkim olan ve evlilik telaffuz eden de Kerem.
Neyse, ne diyordum?
Evet… Korktum. Yapmak istediğim bir sürü şey vardı ve bunları tek başıma ya da bir kocayla birlikte yapmak isteyip istemediğimi hiç düşünmemiştim. Açıkçası evlilik daha aklımın ucundan geçmiyordu. (Uyanık okuyucu bunun dört başı mamur bir bahane olduğunu şıpp diye anladı di mi?)
Asıl derdim sanırım hep Can’la evlenmenin hayalini kurmuş olmamdı.
Peki bunu kaç sene sonra fark edebildim dersiniz?
Bir hayli kalp kırığına ve sert çatışmalara mal oldu bu geç fark ediş. Neticede bin dereden su getirip Kerem’den ayrıldım. İyi bir insandı ve muhtemelen evlenmek için fena bir aday da değildi. O sıralarda çok üzüldüğüm, kendi kendimle hesaplaştığım, hatta kendime kızdığım doğrudur. Ancak en yoğun keder anlarında bile yaptığımın doğruluğundan şüphe etmedim.
Gel gelelim şimdi bazı tereddütlerim var J
Pişmanlık mı diye sorarsanız, tam değil.
Bilmiyorum ismini tam.

2 yorum:

Uyuşuk Hayalperest dedi ki...

İnsan galiba, en çok söyleyemediklerinden dolayı pişman oluyor.

Heidi dedi ki...

doğrusunu yaptığınızı düşünüyorum..
Çünkü bir yandan can aklınızdayken keremle evlenseydinlz.. Kendiniz dışında mutsuz edeceğiniz ve yanınızda sürükleyeceğiniz biri daha olacaktı..

Yine de yarım kalan bir şeyin insanın ruhunda nasıl derin izler bıraktığını biliyorum, bu kadar olmasa da tahmin edebillyorum ve tüm bu "onu hala unutamayaşınız" bu yüzden olsa gerek ... :(

olmamış işte.. Evet ama artık hayat rotanızda gittiğiniz her yere bir bavul içinde eski aşkınızı götüremezsinlz. Yeniden yaşayacağınız bir aşkın arasına balıklama dalar hatıralarınız. Mutsuz olursunuz :(