22 Mayıs 2012 Salı

Salı


Eveeet, nerede kalmıştık?
Diyordum ki, Kalem’in aşık olduğu kız meğer bizim Rapunzel’miş.
İkisini yan yana düşünmeye çalıştım ve Rapunzel’in Kalem’in ismini bile hatırlamıyor olabileceği konusunda çocuğa hak verdim. Rapunzel gerçekten de orta okul ve lisede hani şu okulun en çok çıkma teklifi alan, en havalı, en güzel kızlarından birisi olabilecek bir kızdı.
Kalemse onun kadar dikkat çekici herhangi bir özelliği olmayan, kahverengi gözlü, kahverengi saçlı, suskun, sakin bir tipti.
Hiçbir şey söyleyemezdim. Müdaananım’ı özellikle Kalem ve Rapunzel’e aynı gün randevu vermemesi konusunda sıkı sıkı tembihledim. Merakını giderememek ve nedenini sormaması konusunda onu ikna etmek özellikle zor oldu. Bazen onunla içeriden çıkan hastalar hakkında, onları rencide etmeyecek ve bence “zararsız” bazı bilgileri paylaşırım. Bunu duyunca umarım şaşırmadınız; çünkü tüm psikologlar sekreterlerine ya da meslektaşlarına hastalarını anlatırlar. Elitist bir yaklaşım olduğunu kabul ediyorum. Ama inip de aşağıdaki bakkala anlatmamı istemezdiniz herhalde. Güvenli suların nerede başlayıp, nerede bittiğini bilebiliyorum kendi adıma konuşmak gerekirse.
Ancak mesela çok ünlü (!) bazı medyatik psikiyatrların çok ünlü (!) bazı serçelerin bağımlılık (!) alışkanlıkları hakkında uluorta konuştuklarına da şahidiz. Bu, saygınlığınızı tamamen yitireceğinizin ve meslektaşlarınız arasında bir daha sevilmeyeceğinizin teminatıdır. Gerçi bunu umursadıklarını sanmıyorum. Boş verin…
Kalem’in Rapunzel’e olan duygularını öğrendikten sonra Rapunzel’e okul çevresi ve arkadaşları hakkında bazı sorular sordum. Bir erkek arkadaşı, bir erkek arkadaşı olmasını istediği ama bir sebepten kızgın olduğu için uzak durduğu arkadaşı, bir de ona sürekli çıkma teklif eden ve birisinin kıskandırılması gerektiğinde elinin altında bulundurduğu ne erkek arkadaşı ne de arkadaşı olan üç çocuktan bahsediyordu genellikle. Tahmin edebileceğiniz gibi Kalem’in K’si bile geçmiyordu. Onun dünyasında Kalem’e ait tek bir iz yok gibiydi.
Kalem ise değme edebiyatçılara taş çıkartacak şiir ve mektuplar arasında kendine Rapunzel’den örülü bir dünya kurmuştu.
Şimdi lütfen bir psikolog olun ve kendinizi benim yerime koyun.
Bana genellikle hastalarım gelir ve benim hiç tanımadığım göremediğim insanlarla olan ilişkileri hakkında yığınla bilgi verirler. Ve çoğunlukla başkalarıyla olan bitenden kaynaklanır onları bana getiren sorunlar. Kaynaklanmasa bile mutlaka başkalarıyla ilgisi vardır. -Robinson Cuma’yla sadece yarenlik etmiş olamaz. Robinson da bir insansa, her insan gibi fena halde kavga edip didişme gereksinimi duymuş olmalı.
Her neyse… Bu kez hastalarımdan birinin kimden bahsettiğini biliyordum. Hatta o kadar iyi biliyordum ki, onun hakkında başka hiç kimsenin sahip olmadığı bilgilere sahiptim. Ama bu Kalem’in zaten işine yaramazdı.
Kalem’in biraz daha özgüvene ve sevdiği kıza açılma, gelecek bir red cevabını da göze alıp sorumluluk altına girmesi gerekiyordu. Diğer seçenekse ona hiç açılmamak ve hem duygularını hem de bir “Rapunzel Külliyatı”nı belki ileride yayınlamak üzere kendisine saklamaktı. Ki bu karar da saygı duyulması gereken bir davranış olabilirdi.
Rapunzel’in kendini bir popülarite simgesi olarak merkezine yerleştirdiğini dünyasında, aslında hangi sorunlarla uğraşmamak için kendisini gündelik, onun çözüm kapasitesinin çok altında saçma sapan flörtöz çatışmaların ortasında bıraktığını kavramaya ihtiyacı vardı. Çünkü aslında ilgilenilmeyi hak eden çok gerçek yaralara, varlığı içinde bulunduğu odaya bile sinebilen ve belki biraz buruk gerçek sorunlara sahipti.
En azından görüşmelerde benim amaçladığım bunlardı.
Tabi ki öyle olmadı.

2 yorum:

Mehmet dedi ki...

hasta yerine danışan deseniz daha iyi bence:)

delimine dedi ki...

özellikle "danışan" demiyorum :)