“Minanım sizinle biraz konuşmak istiyorum” dedi sabah Müdananım yüzü bir
tuhaf.
“Hayırdır”, dedim.
“Sonra konuşuruz” diyerek bekleyen hastayı içeri aldı.
Neyse ki bir görüşmeye girdiğim anda dünyada geri kalan her şeyi
unutabilen birisiyim. 45 dakika boyunca sadece karşımdaki insan ve onun
anlattıkları, anlatmayıp bedeniyle ifade ettikleri ve benim bunları anlamlandırmamdan
ibarettir tüm bilinçli zihinsel faaliyetim. Pür dikkat dedikleri vaziyet. İşte
o benim!
Aklım derhal Müdananım ve onunla ilgili olabilecek on beş milyon
olasılıktan uzaklaşarak karşımda oturan ve hayatında ilk kez bir psikoloğa
geldiğini söyleyen adama odaklandı.
“Her şeyin bir ilki vardır, takmayın” dedim.
Gülümsedi. Güzel… Demek şakadan anlıyor diye geçti içimden. Kaç benzer
bekareti bozdum ben bu odada! Lafın gelişi …
“Denemediğim bir yol kalmadı aslına bakarsanız” diye anlatmaya başladı.
“Bir psikolog buna deva olabilir mi onu da bilmiyorum ama bazen insanın yardım
istemeyi bilmesi gerek değil mi?”
“Kesinlikle.”
“Soru soranın siz, anlatanın ben olacağımızı biliyorum ama acaba ben de
size zaman zaman soru yöneltebilir miyim?”
Şakadan anladığın kadar nezaketlisin de!
“Kişisel olmadığı sürece tabi ki, bana her şeyi sorabilirsiniz.”
“Teşekkür ederim. O halde lütfen sormama izin verin Minanım, hiç aşk
acısını iyileştirdiğiniz oldu mu?”
Yüzümde buruk bir Kemalettin Tuğcu final sahnesi gülümsemesi.
“Sanırım bu sorunuzun doğrudan bana gelişinizle bir ilgisi var.”
“Evet.”
“Eğer aşk acıları birbirinin aynı olsaydı bu soruya bir cevap verebilirdim
ve bu cevap da sizin işinizi görürdü ama bu odada bilinen şablonların hiçbiri
kullanılmaz Badem Bey.”
(Badem yakıştırmasının son günlerin moda bıyık sınıflandırması ile ilgisi
olmayıp tamamen adamcağızın gözlerinin biçiminden kaynaklandığını söyleyeyim de
vebal altına girmeyeyim)
“Anlıyorum…” Duraksadı. “Haklısınız aslında. Ama artık o kadar yoruldum
ki bu gönül yükünü taşımaktan. Birileri bana bir umut versin, geçecek, her şey
düzelecek desin istiyorum. Ki gerçekte biliyorum bu, ömrümce silip atamayacağım
alnımdaki en derin çizgi.”
Aklıma tam o an Aşık Veysel’in “seversin kavuşamazsın aşk olur” sözü
geldi. Gönül yükü taşınamaz hale geldiyse, konuşmak üzere olduğumuz konunun
belki de “aşk”la bir ilişkisi kalmamış olabilir.
“Sizi dinliyorum” dedim.
“Sevgilimi unutamıyorum.”
Bekledim.
“Onu aklımdan çıkaramıyorum. Nefes alamıyorum, işimi yapamıyorum,
uyuyamıyorum, yiyemiyorum…”
Dinlemeye devam ettim.
“Hemen her hafta Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ı izliyorum.
İzlediniz mi o filmi? Bilir misiniz?”
Bilmez miyim ?? Başımı sallıyorum “evet” anlamında.
“Onu aklımdan çıkarmak istiyorum. Hayatıma devam edebilmek, onu
düşünmeden normal insanlar gibi yaşayabilmek istiyorum.”
“Ne kadar zamandır ayrısınız?”
“Bunu sormayın bana. Yeterince fazla ve sanki dün olmuş gibi. Bazen hala
birlikteymişiz gibi saçma sapan şeyler yapıyorum. Bazen de alnımın ortasından
kurşun yemiş gibi bir anda rüyadan uyanıyorum. Yok diyorum kendime, gitti, bir
daha hiç gelmeyecek…”
Şeytan dürtüyor; “Nerede şimdi?”
“Bilmiyorum.”
“Badem Bey ben tam olarak nasıl yardım edebilirim size?”
“Sihir yapın.”
Pek çok kez aslında sihirbazlık yapmamı isteyen ama bunu dile getiremeyen
insanlar olur bu odada. Ben bir şey söyleyeyim, bir şey yapayım ya da öyle bir
tavsiyede bulunayım ki bir anda bütün dertler bitsin, tüm sorunlar çözülsün
isterler. Çok insani. Bunu herkes ister.
Onun yerine neşteri vurup cerahati akıtmak gerekir bazen. İçten içe onu
öldüren, sinsi ve yapışkan bir zehir gözyaşı olup sicim gibi akar nihayetinde.
-devam edecek-