2 Ağustos 2012 Perşembe

Psikolog olmak


Bilmem belki de artık eskisi gibi değilim. Daha mı yorgunum? Mümkün.
Çok kolaydı bir zamanlar bir anda neşelenmek, o neşeyi sürdürmek, gece başını yastığa koyar koymaz kuş tüyü gibi uykulara dalmak.
Bir meslek seçmek bir hayat seçmektir.
Mezun olup da uygulamalı çalışmaya başladığım yıllarda içim mutlulukla dolup taşardı. Hastalar karşımda oturmuş, bana hayatlarının en mahremlerini açarken “şükürler olsun” derdim. “Şükürler olsun, iyi ki psikoloğum, yine doğsam yine olurdum, iyi ki başka bir meslek seçmemişim, iyi ki buradayım, hayatta benim için daha uygun bir meslek olamazdı…” Hemen her gün bu cümleler geçerdi aklımdan. Ukalalık olarak kabul etmezseniz bana başarı veren de bu yüksek motivasyonum, adanmışlığım ve aldığım muazzam keyifti sanırım.
Şimdi durum farklı mı diyecek olursanız, buna cevap vermekte zorlanırım.
Bazen düşünürüm; psikolog olmasam acaba ne olurdum diye. Pek çok şey olabilirdim aslında ama asıl demek istediğim başka ne yaparak mutlu olabilirdim. Tek başına bu soruyu sormak bile kuşkusuz “hayatta benim için daha uygun bir meslek olamazdı” cümlesinden bu yana bir hayli yol kat ettiğimi gösteriyor. Evet, artık başka şekilde de mutlu olunabileceğini düşünüyorum.
Mesleğimi sevmediğim doğru değil… Ve bu artık benim geri dönülmez bir şekilde yaşam biçimim.
Sadece şunu paylaşmak istedim galiba; “kendini gerçekleştiren kehanet”i duydunuz mu hiç? (Duymadıysanız Google’da aratıp okuyun şimdi onu anlatacak değilim.)
Bu konu son zamanlarda çok kafamı kurcalar oldu. Son zamanlar dediğim son birkaç yıl.
Bazen öyle geliyor ki bana, insan hayatta en iyi neyi biliyorsa kaderi onun etrafında şekilleniyor.
Gestalt ekolündekiler, ki severim kendilerini, buna benzer bir durum için “senaryolar” tabirini kullanıyorlar. Yani kafamızda bebeklik ve çocukluktan itibaren oluşan senaryolar var ve hayatımızı eninde sonunda bu senaryolara uyduruyoruz. Ne yaşıyorsak, tüm o şikayet ettiğimiz, illallah dediğimiz durumlara aslına kendi kendimizi sokuyoruz. Bunu tabi kasten yapmıyoruz. (Ben daha önce benzer bir yazı yazmış mıydım yoksa tam şu anda dejavu mu oldu bana?)
Her neyse kuramsal açıklamalara girişecek halim yok şimdi.
Etrafıma bir bakıyorum, sürekli sorun yaşayan insanlar. Önceleri dedim ki “Mine delirme!” Çünkü zaten insan olmak sorun demektir bir yerde. Yani sen mıknatıs gibi çekmiyorsun bunları, zaten herkes böyle. Ama öyle olmadığını fark ettim. Sürekli psikopatoloji ile muhattab olmak bir süre sonra “anormal” olarak nitelendirilip de o hiç haz etmediğim psikiyatrik sınıflandırma sistemine giren davranışların bir psikolog için “normal” hale gelmesine yol açıyor. Buna ne kadar dikkat etseniz ve kendinizi sürekli aksi yönde telkin de etseniz bu bir gerçek. Hal böyle olunca da sıradan bir insanın tahammül etmeyeceği pek çok saçma sapan davranış, alışkanlık vs sizin “anormal” eşiğinize ulaşmıyor. Sonuç: Etrafım psikiyatrik vakalardan geçilmiyor!
Tedirginim.
Bu şekilde hayatımı sonlandırmak istediğimden emin değilim.
Buralara yazmamın ve sizlerle yani hastam olmayan yetişkin insanlarla diyalog içinde olmak istememin sebebi de biraz bu belki.
Bu saatten sonra arkeolog, cerrah ya da terzi olamam. Olmak da istemem çünkü mesleğime çok emek verdim. Ama bana bir yol haritası lazım.
Yavaş yavaş çiziyorum sanki…

7 yorum:

AVRAM H.K.E. dedi ki...

Peki Minaaanım.. uzanın koltuğa. Yok hayır, ayakkabılar çıkmıyor giyin tekrar lütfen.
Yaşamın özü paradigmalarımızdır. "Yaşamak" için ise parqadigmamızın kökten değişmesi gerekir. Zor elbette ama iş ile meslek arasındaki farkı algılayabildiğimiz anda bu ayrımı da yapabilir hale gelir insan. Şu anda yaptığınız şey sadece bir iş. Bir simitçinin yaptığından farklı olmayan bir iş. Meslek değil; meslek yaşamaktır. Yaşama bakış açımızdır, felsefemizdir. Günlük olayları yorumlayışımızdır. Yaşam siyasetimizdir.
Minaanım, şu ayakkabılarınızı çıkarıp durmayın lütfen!

delimine dedi ki...

iyi de arkama geçip oturdunuz ve "hımm hımm"demekten başka iş yapmıyorsunuz.. ve ayakkabılar sıktı aslında biraz ayağımı, hijyen takıntınız falan mı var yoksa?

Gülçin nur dedi ki...

bilmiyorsanız googla aratın 'onu anlatacak değilim'
Her neyse kuramsal açıklamalara girişecek halim yok şimdi.
tarzınız kusura bakmayın küstahca ve bu bir çok yazınızda bariz görünüyor hangi durumu anlatırsanız anlatın sizin psikolog olmanız ne menem bir durum olduğu gerçeğini değiştirmiyor, kasmayın bu sizseniz iticilik cümleleri bi yere kadar götürür, eleştiriyi hazmetmek gerekir :) sayın psikolog..

delimine dedi ki...

yanlış anlamanıza rağmen okuduğunuz ve vakit ayırıp yorum yaptığınız için teşekkürler Gülçin Hanım... yazılı iletişim ne yazık ki mimik ve ses tonu gibi detayları içermediği için bazen söylediklerim beni ilk okuyanlarca tercihim olmayan bir şekilde algılanabilir. çok doğaldır.küstah ve itici olduğumu söylemenizse benim için gönül kırıcı..

fermina daza dedi ki...

"meslek seçmek hayat seçmektir" hakikaten, ilk gittiğim kazıda sabahın 5'inde leğene çamaşır basarken fark ettim bunu ahhahaha! ve fekat 15 yıl sonunda "allahım ne güzel bi iş yapıyorum ben!" hissi geçti artık. nefret etmiyorum, bilakis hala çok seviyorum arkeolojiyi ama kafam karışık.
"çok emek verdim" diye yerinde durabilen biri de değilim, genelde o züccaciyecideki fil gibi kararlar alıyorum hayatımla ilgili olarak. bu sefer de merakla bekliyorum ne yapacağım bakalım :)
nerdeyse adaşız min'aanım, merakla okuyorum yazdıklarınızı, çok da enteresan buluyorum.

delimine dedi ki...

"züccaciyedeki fil" nedense çok yakın geldi bana da :)) ve de nasıl denk gelmiş, bu saatten sonra arkeolog olamam derken;) hakikaten olamam, ama olmak isteyebilirdim...

Nameless dedi ki...

kendini gerçekleştiren kehaneti arattım üşenmeyip. Güzel geldi şuan bunu öğrenmek hayata geçirebilsem birde...

psikolog olmaya gelince bir çok insan henüz kendindeki sorunu bulamayıp kendiyle cebelleşiyorken başka insanların binbir çeşit sorununu dinlemek yorucudur eminim. Sanırım çözüm onları ofiste bırakmak. Çünkü hem o insanların hem kendinin yükünü taşımak mesleğine bakış açını değiştirebilir.