31 Temmuz 2012 Salı

Ve kader ağlarını örüyordu


Tam olarak şöyle oldu; önce “üç harfli” aradı.
“Mineciğim,”
(Söyle canıığğğm) Demedim öyle tabi…
“… Burası önce gözüme iyi görünmüştü ama içime bir türlü sinmedi. Senin orada bir yer bakmıştık ya, orayı bir arasak da bugün tekrar bir görüşsek diyorum işin yoksa?”
(Kafamda kımıl kımıl sorular, neden birlikte bakıyoruz? Acaba ben yanında olayım diye mi istiyor yoksa emzikten kesilmiş bebe kıvamında kendine bir anne figürü bulup yapışası mı var?)
“Akşam olabilir aslında.”
“İşin varsa ben de giderim aslında…”
(Anladı adam işte kaz kafalılık etme !)
“Yok canım, aşk olsun, işim olsa bile iptal ederim senin için, arkadaşım benden bir şey istemiş kırk yılın başı…” (Psikolog olmak zor zenaat)
“Eksik olma canım ya…”
(O son canım’daki vurgunun babacanlığını sevmedim ama neyse…)

Sonra geldi…
Gittik o kiralık ev-ofis olarak tutmak istediği daireye. Pazarlık yaptık. Tuttuk.
Şaka gibi değil mi?
Laf arasında şeytan dürttü sordum, “Nefertiti öbür tarafı çok mu beğenmişti, anlata anlata bitiremedi” diye.
“Ya güzeldi aslında ama muhit içime sinmedi, çok iş yeri var gibiydi çevrede, ben böyle biraz merkezi olsun, mahalle havası olsun istiyorum.”
(Mahalle derken?)
“Yani mahalle derken Perihan Abla’nınki gibi değil elbette; ama daha çok mesken olsun etrafım istiyorum. Eski alışkanlıklar Mine, kolay bırakılmıyor, büyüdüğüm semti, evimizi her gittiğim yere götürmek gibi bir arzum var galiba?”
“Güzel bir aile öykün var demek ki?”
Tam ben ayaklarım yerden on santim havada yürürken kim arasa beğenirsiniz?
… Bey !!! Necibe’nin ruh hastası ruh doktoru.
Tüm Kenan Pars’lığıyla, “Nasılsınız Mine?”
Sırası mı arkadaş? Sırası mı şimdi? “Sağ olun siz nasılsınız?”
Sanki ben gerçekten nasıl olduğunu merak ediyormuşum gibi ukalaca tamam uzatma der gibi acele bir “sağol sağol”un ardından “Arkadaşını sağ salim taburcu ettik bugün.”
“Biliyorum ben aldım sabah gelip.”
“Gözün aydın.”
“Teşekkür ederim. Elinize sağlık.” (Ne denir ki başka)
“Mine artık aramızda doktor-hasta mahremiyetini akla getirecek bir ihtimal kalmadığına göre seni rahatlıkla yemeğe çıkarabilirim. Nereye gitmek istersin?”
(Çüşşş!)
“Hiç gerek yok … Bey, yardımlarınız zaten ziyadesiyle yetti, zahmet etmeyin, gerçekten…”
“Ahahahahahahahahahahahahahaha ne zahmeti yauuuuu?”
(Allah’ım sen sabır ver)
Bir taraftan da Can bekliyor yanımda gözünü dikmiş…
Sonra ararım diyip zorla kapattım telefonu; çattık!

Her neyse, benim sevgili “üç harfli”m iki yan apartmana taşınıyor. Hem de yarın!!!!
Evet biliyorum hayatımda pek çok yeni duruma sebep olacak bu ve Ramazan bittikten sonra muhtemeldir ki çoğu geceler kendimi şişelerin dibine vuracağım ama olsun, şimdiden içim kıpraştı !
Bu herif çok çapkındı çok… 

5 yorum:

oytunla hayat dedi ki...

oleyyy diyesim geldi bir an :)
ukala dümbeleği doktorada çüşünüz desem çok ayıp olmaz dimi ;)
Sevgiler, sevgiler, sevgiler sana kucak dolusu

delimine dedi ki...

sevinmek için erken davranmayayım da kendi kendime gözüm değmesin diye tuhaf bir haleti ruhiyedeyim :))

AVRAM H.K.E. dedi ki...

bu tip hergeleler için, geniş zaman kipi kullanın.
Misal: Hugh Heffner...
Atasözü: Can çıkar, huy çıkmaz.

delimine dedi ki...

hugh heffner çok ferahlatıcı bir teşbih oldu gerçekten :)))

AVRAM H.K.E. dedi ki...

:))